aklım ölçüsü

odam

28/11/2009 ·

Sakin, salim, selim, huzurlu, hayal...
Mekana aşık yanım nüksetti yine. Uzun süredir varolan dinginliği kaçırdığım anlamına geliyor bu özlem. Yine huzursuz bir yanım kaçmak istiyor hayal ettiği mekanlara.
Belki bunun nedeni uzun süredir yapmadığım bir şeyi yapmaktır tekrar. Düşündümden ne kadar uzun süre olmuş müzik dinlemeyeli. Bazen bunu bir "iş" gibi yapardım.

Yavaş yavaş kalkıp, sakince yürümek... Güneşli, güneş ışığının tozları ifşa etmeyeceği, ya da tozların hiç olmadığı bir şekilde güneş ışığının dolması odaya. Büyük bir bardakda su. Herşeyin yavaş olduğu bir mekan. Satırların bile taşıdıkları anlama oranla yavaş ilerlerdiği bir dünya. Kitap o yüzden günlerce aynı sayfada ve bu kitap bitmeden bu kapıdan kimse çıkamaz.

Koza örülüyor serin bir bahar günü. Üşüten zaman zaman esen meltem değil, satırlar. Sudan bir yudum, içleri ferahlatan...

Gürültü yok, yaşanan herşey odanın aydınlığına paralel sıcak anılardan ibaret. Birazdan kapı çalınır olanca nezakti ile sevilen bir dost, koca bir tebessümle. Aydınlık biraz daha artıyor odada. Kendince herşeyin yerli yerinde olduğu odada ilişiveriyor uygun bir yere dost. Çok konuşmaya da luzum yok.

Yorum (yok) Yorum yaz!

acı eşiği

20/11/2009 ·

- Aşırı stresde böyle yaparmış, sen farketmesende, yok desende bu ağrı boşuna değil. Durduk yere neden ağrısın ki miden? İçten içe dertleniyorsun belli ki. Ben de diyorum bazen kendi kendime dert etme, amaaann boşver diye ama bir bakıyorum ister istemez aklımda. Sende böyle oldun, şimdi iç şu balı.

 

-Gerek yok deme işte, iyi gelecek azıcık ferahlatır. Geçenlerde bende böyle oldum şıp diye kesti. Miden de bulanıyordur şimdi senin. Nereden de buldun bu derdi, işte sağlık başka bişey. Hadi al bunu bir iki üç de, iç. Ben de sana su ısıtayımda ayaklarına koyalım. O da çok etkili, geçenlerde amcan böyle yaptıda kendime geldim.

 

- Oldu bak, o bal etkisini gösterir birazdan. Amcan birinden duymuş böyle sıcak su ile balı ezince mide ağrısına birebirmiş. Sıcak da tuttuk mu bişeyin kalmaz, azıcıkta uyu kendine geli

 

...............

 

   Stresli değilim demek yalan olurdu ama stresi kaynağı uykumun bıçak gibi kesilmesinden ibaret o kadar. Böyle anlarda uyku sersemliğim o kadar ileri düzeye ulaşır ki neden uyandığımı dahi ayırt edemem. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama "tamam ben uyandım neden ezan okunmuyor" diye sordum defalarca. Bana çok uzun bir zaman dilimi gibi geldi midemde ki acıyı hissetmek. O zaman bile gerçekten uyanamadım, İstanbulda anlam veremediğim insanların içinde, kitaplara bakmak, kitap seçmek, satın almak, satın almamak, sesler, konuşmalar, yorumlar, önsözler, oyuncaklar, şiirler, kapaklar... Rengarek görüntüler. Normal şartlar altında, dinlenmek için ideal derdim bu ortama. Şimdi canımı sıkıyor, yoruyor bu görüntüler. Uzaklaştırmak istedikçe zihnimden daha da korkunç bir hal alıyor. Sevdiğimi sandığım bu manzara mideme saplanıyor. Bu ne kadar böyle sürdü bilmem ama ezana daha çok varmış. Ezanla kendime biraz daha gelince anladım ki midemin durumu içleracısı. Teyzemin telkinleri ise ısrarlı olsa bile rahatlatıyor beni. Kitapçıya tekrar gitmek yerine teyzem ve ailesinin mide ile ilgili problemlerini dinlemek daha güvenli.  

 

...............

 

   Öğleye doğru anlaşılıyor ki,  ilacı yanlış kullanmaktan kaynaklı bir sıkıntı imiş yaşanılanlar, ama ne sıkıntı. Can ne tatlı.

   Herşeyden öte, gecenin bir yarısında ıssız kalmak ne vahim. Beyninde var ettiklerin ibaret algıların, nedense geceleri bunlar çok parlak değil. En sevdiğin etkinlik bile olsa bunun detayı, sıkıntılı bir hal alıyor, gece gece ne işim var benim burada.

................

 

   Hurma ağacı kasım ayının tek rengidir. Kasım ayı turuncudur buralarda. Gece bir ara, sonunda diyorum, uzun süredir istiyordum şu ağaçtan bir kaç tane toplayıp ablama götüreyim. Çok sever kendisi, ağaçtan topladığımı duysa daha çok sever. Bu fikir de mideme iyi gelmemiş olmalı ki, acı ile doğrulunca ağacın da olmadığını farkediyorum. Tekrar sadece ben. Ezan ise hala okunmamış.

.................

 

   Greyfurt suyu ile bazı ilaçlar etkileşime girerlermiş. Bu nedenle ilaçlar sindirilemez bazen de mideye zarar verebilirlermiş. İlaç kullanılıyorsa bu meyve suyu hiç içilmemeli imiş, olaki içildi, ilaç kullanılmamalı imiş. Bu doğruları bilmem de öğlene doğru gerçekleşti, tek başına ne kadar da masumlardı.

................

 

   En sevdiğim kitabı okuamaya başlıyorum. Böyle anlarda huzurluyumdur, herşeyin tam olduğu hissi işte. Sanırım yüzleştirici anlarından biri diyorum, midemde bir acı daha. Sonunda anlıyorum ki bu gece uyku yok. Tam ikna oluyorum ki ezana da daha çok var, ezan okunmaya başlıyor. Bu durum karamsarlıktan biraz olsun kurtarıyor bir an. Ezan bitiyor, evde derin bir sessizlik. Ayak sesleri duyuluyor kısa bir süre sonra.

..............

 

   Bu o kadar tehlikeli bir durummuş ki, şayet ilacı ve meyve suyunu birlikte alsaymışım beyin kanaması ile sonuçlanması mümkünmüş, iyiki yarım saat ara ile almışım. Nasıl böyle bir hata yapabilmişim? Hiç zor olmadı demek dalga geçiyormuşum intibasını verebilirdi, sustum.

................

 

   24 saatlik bir zaman dilimi ne kadar muntazam işlemektedir. Gündüz keyif alınan herşey geceleri aynı şeyler bile olsa, kabusa dönüşebilirmiş. Şayet mide ağrısı varsa, normalde gayet güzel olan ruyalar da kabus olabiliyormuş. Zihnim o kadar acizmiş ki, mideme saplanan bıçaklar, zihnimi parçalıyormuş.

  

Yorum (yok) Yorum yaz!

su üstünden yazı topluyorum...

28/10/2009 ·

Hayal ettim. Bu bir ruya değil. Ruya görmem gereken bir saatte hayal ettiğimden ruya da diyebiliriz herhalde. Böyle hüküm vermek olmaz, düpedüz hayal işte.

Bir su birikintisi. Çok yakınımda. Nasıl anlatılır ki bu, olabildiğine berrak, turkuaz ışıltılar var içinde. Elimi yüzeyde gezdirdikçe gümüşi yakamozlar. Taşlar sedef mi? Sedef ne ki, taş mı, bunu bilmiyorum ama sedef diye satılan şeylerin renginden işte. Parıldıyor ve sanki ışık sudan geliyor.

Hani boylu boyunca uzanırsın da, hani çocuklar yapar ya bunu hep, merakla yerde bulduğu şeyi inceler. Siyah şeyler, elimi suya sokup birini çıkarıyorum.

"Allah insanın içine iki kalp koymamıştır"

Düşündürüyor. Evirip çeviriyorum o şeyi, dik tutuyorum, suya sokup çıkarıyorum, yüzdürüyorum. Gözümün görebileceği ve kaçamacağı bir yere koymak istiyorum, kıyı buluyorum ama su bu, dalıyor derinliklere. Unutmam seni umarım diyorum siyah şey. Eyvallah

"Kitapta Meryem'i de an"

Meryem'i düşünüyorum. Rahminde ki mucizesini. Meryem'in imtihanını. Kendimi sonra, tercihlerimi, neye talibim ben sahiden? Karakterim ne kadar sağlam? İffet ne ki? Sonra Meryem'in içinden geçenleri düşündüm. Meryem'i anınca toprak olup gidesim geliyor. Kafamı kaldırıp bakıyorum, hurma ağacı yakında mı?

İşte bir tane daha.

"Yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha düzgün gider yoksa dosdoğru yol üzerinde dik ve düzgün yürüyen mi?"

Gülümsüyorum. Bakıyorum duruşuma, bu halde nereye kadar diyorum hafifçe doğrularak. Cevabı net bunun usulca salıyorum onu da.

"Kim ne hazırlamış ve ne ertelemiş olduğunu bilecektir"

Bu can yakıcı geldi. Acısını alsın diye elimi suya soktum ama bırakmak niyetim de değil. Uzaktan baktım bir süre daha elimde iken. Elimin acısı dağılırken bunlarda kim ki, grup halindeler.

"Yüzler vardır o gün, nimetlerle mutlu."
"Emek ve gayreti yüzünden hoşnuttur"
"Yüksek bir bahçededir, hiçbir boş söz işitmezler orada"

Elimin acısını unutmadan keyifle onları iziliyorum.

Sesler duyuyorum, Selmin! Neredesin? Selminn!

Can sıkıntısı ile kalkıyorum. Hep burada kalmak isterdim diyorum, belki biraz daha büyümem gerek. Biraz daha sabır gerek. Biraz daha bakıp suya, yükselen sese doğru, koyu yeşil mısırlığa doğru yürüyorum. Selminn!
Geldim, geldim ama gelmeyeceğim.
Selminn!
Hayal mı dedim. Yok yok bu hayat. Anlatılanlar ise simge, sembol, herneyse...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Selam alıp borçlu çıkmak...

27/10/2009 ·

   Ben yerime geçmek istemiştim halbuki, hem benim yerimin senin oturduğun yer olduğunu nereden bileyim. Öyle olsa bile seni yerimden kaldıramayacak kadar yorgun olduğumu da sen bilemezdin ya, hepsini muavin yaptı. Ben masumum.

   Okuduğum kitapla ilgilenmen ayıp değildiki. Çaktırmamana da gerek yoktu gerçi ama sen inandına yan gözle baktın, belki de benimle okudun uzun süre. Ama gözlerine acıdım bunu bil. 

   Hem ben telefon ile konuşurken dinlediğini de biliyordum. Yanlışlıkla kolum çarptığında uyanışında ki sahtelik ele verdi seni. Birden bire inanılmaz nazik oluşun ise bana karşı yumuşadığını hissettirdi.

  Yine de çok doğaldı "dayanamayacağım artık, ne iş yaparsın sen?" değişin. Şuana kadar olan hayatımın son seferinde, koyu renk ve fazla kabarık koltukları olan boğucu otobüste, okuduğumuda sadece zorunluluktan okuduğum, telefonlarada sorumlu hissetiğim için cevaplandırdığım, sadece yorgunluğu hissettiğim anda duyduğum en şirin sözdü. Öyle bir tarzın vardı ki, valla ben bişey yapmadım, diye savunmaya geçesim geldi kendimi.

   Tarzımız çok farklı bu aşikar. Genelde bu şekilde giyinen insanlara benzetmediğini söylemen şaşırttı beni. Bu şekil, hangi şekil oluyor diyecektim ki, söylediğinden pişmanmış gibi davranıp, lafı çok alakasızca bitirmen, üstüme gelme mesajını alıp vazgeçtim. Yoksa bende bilirim "şekilleri".

   Başladın hayatındaki problemlerden söz etmeye. Detaylandıkça aslında bunlardan hiç söz etmem demene, dış görünüşümden söz etmenin münasip olduğunu düşünüp dini fikirlerinide araya şıkıştırmana alışığımdır, en temkinli tarafından tabii.

 Meslektaşlarımla yaşadığın olumsuzluklar, eşin, oğlun, eltin, yengen, sen.

  Demiştiki abim bir gün, yastığa kafanı koyduğunda düşündüğün şey varya, işte o dur derdin, o dur gerçekliğin, o dur hayatın. Haklısın abi dedim, hala inanıyorum haklı olduğuna.
  Sonra, çok değil bu hafta sonu, babannelerimden biri "hoca ne dedi biliyor musun? Kul hayatı boyunca ne ile uğraşırsa, ölürkende onunla uğraşırmış dedi, çok kızdım hocaya, ona dedim ki, ölürkende mi inek bakacağım hoca, o zamanda mı rahat yok." Güldük. 

  Sana da anlattım ya, uykuda ölümdür, abimde babannemde doğru söylemişler  bence, siz de güncel dertlerinizi buna göre seçin. Allahla konuştuğundan söz ettin, uzun uzun. İmrendim. 

  Sonra, kendini eve kapayıp sadece temizlik yapan ve yemek yiyen yengenin hayatınındaki boşluk...

  Sonra kendi boşluklarımız. Otobüsten inerken sende ben de ne kadar acılı bir insan olduğunu biliyorduk artık. Hayatım bu yolculuktan sonra oturacak dedin. Sonra hep böyle diyorum ama hiç oturmuyor dedin. Hep erteliyorum, hep sonra diyorum ama oturmuyor dedin. Gündemini değiştir dedim. Nasıl açıklayayım başka bende bilemedim. 

  Daha muhattab olduğum şeyin ciddiyetine vakıf olamadan, anlamaya azmettiğim, üzerinde çalışmama rağmen yetersizlik duygumun giderek büyüdüğü bu kitaptan sonra, belki sunduğu nimetlerin çok azının muhattabı iken...

  Eskisinden çok yolcu, eskisinden çok misafir iken, kedimi bile bazen hafta sonları görebilir iken, her zamandan çok hayatımın oturduğunu anlatsam, bu senin tecruben der geçer miydin? 
Hayat tek şekilde oturur, bunun için sağlam bir rehbere, o ağır, sorumluluğu yüksek bir söze ihtiyaç var işte. 

  Görünüşümüzün hayat tarzımızı, fikirlerimizi yansıttığı muhakkak. Bu aramızda ki ayrılık oldu bakışlarında. Aştığımızda, tekrar ayrışmamak için bizi ayıran noktaya hiç gelmek istemedin, bende de vardı aynı temkin belkide. Sonuç, bu gerçekliği senden saklamakla hata mı ettim? Bu soru giderek büyümekte içimde... Benden duymadın belki ama duy işte...

 

Yorum (2) Yorum yaz!

Bu duvarı badanalamalı mı?

26/10/2009 ·

    Yazmak kalıcı bir not bırakmak deyip yazmamalı mı, pişman olma ihtimaline karşın?

    Yoksa değişimi somutlaştırmak için yazmaya devam mı etmeli, pişman olma ihtimaline karşın?

    İhtiyacımın olduğunu sezsem de bu sadece "benim için gerekli iş" in, vicdani muhasebesini yaptığım bir dönemdeyim.

    Yazdıklarım "doğrularım" mı sahiden.

    Elbette değil, yazdıklarım şu anın doğruları diyorum.

    Bir yanı eksik kalıyor. 
  
    Geçmiş benden bağımsız mı?

    Izdırabımı nereye koyayım gelecekte... 

    Her zaman soğuk kanlı kalabilcek miyim?

    Geçmişimden şuan kaçarken, yüzleşme anımda da bu kadar dik durabilcek miyim?

    Bunlar zor sorular, nasıl ki yüzleşmekten kaçıyorsam eskiden var olan doğrularıma sahip çıkan gafil tarzımdan, şimdi de bu cehaletten kaçabilecek miyim?

    Unutmak istemek çözüm olmayacak elbette ama harfler ile bu kadar kalıcı hale getirmek acımı arttıracak mı?

   Sonuç ne olursa olsun devam et diyen ben yazmaktan vazgeçecek eminim.

Can çekişmekte...

  


Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::